Bizce Hemen gezin, okuyun, tıklayın…

Kasım
3
Yazar: kitty Tarih: 3 Kasım 2009    Kategori: deneyin, gezin

 

DSCN1836

Bildiğiniz gibi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı öncesi yani 28 Ekim arifeydi, bu da biz çalışanların çoğu için demek oluyor ki iş yarım gün. Gaye’yle çok uzun zamandan beri Galata Kulesi taraflarına gitme planımız vardı. Dedik ki neden bu günü değerlendirmeyelim. Biz kararımızı verdik ya hava da feci şekilde bozdu! Sabah bir kalktım ohhhhhhhh hava mis gibi kapalı, yağmur yağıyor, ne hoş!! Ben hiç istifimi bozmadan eşyalarımı hazırladım. Bu konuyu açmam gerekiyor çünkü çok dalga geçildi benimle. Efendim sanki biz ıssız bir yerde maceraya atılıyormuşuz gibi yolluk hazırladım, her birimize bir küçük Amasya elması, bir de mandalina. Hani neme lazım aç kalırız falan mazallah yani!! Gaye’nin annesi Sevim Teyze de gelecekti bizimle bir ihtimal, onun için üç küçük bohça hazırlandı!

Ama Sevim Teyze gelemedi o gün, kaldı mı elimizde fazladan bir bohça! Neyse öğle oldu, normalde bindiğimiz servislerden farklı bir servise binmemiz gerekiyor. Servisi beklerken Karin geldi yanımıza. Onu da kandırdık, üç kişilik ekibimiz tamamlanıverdi! Tevekkeli değil üç bohça hazırlamışım.

Herşey iyi hoş güzel de bekle bekle gelmiyor servis, Cansu’ya yetiştik koştur koştur, sağolsun bizi karşıya geçirdi. Barbaros Bulvarı’na çıktık bir şekilde de, işte o kadar… Çıktık caddeye ve kaldık, gidemiyoruz… Bir adet boş taksi yok!!! Hadi dedik yürüyelim biraz ilerde buluruz, ama yok da yok! Belki yarım saat bekledik. Bu arada yaptığımız salaklıkların haddi hesabı yok. Gaye’nin taksi şoförlerine nereye gideceğimizi anlatabilmek için uzaktan yaptığı el kol hareketleri, benim kendimi kaybedip iki büklüm olurcasına kahkahalarım filan, kimse bizi ciddiye almadı tabii doğal olarak! Daha fazla detay veremeyeceğim geri kalan tüm rezilliklerimiz bizimle sayısını düşünmek bile istemediğim trafik mağdurları arasında sır! Sonunda kan ter içinde, paçalarımız yağmurdan sırılsıklam attık kendimizi Beşiktaş sahile, neyseki oradan taksiyle ilk durağımız Cihangir’e gitmemiz beş dakikamızı aldı. Haa bu arada Beşiktaş’a varma çabalarımız sürerken Gaye bir adet mandalina yedi sinirden. Diyeceğim o ki hafife almayın lütfen benim bohçalarımı!

Cihangir White Mill’de çok lezzetli bir yemek yedik. Size gönül rahatlığıyla Somon Izgarası’nı tavsiye edebilirim. Yağmurlu bir gün olduğundan bahçede oturamadık ama o yeşilliği seyretmek bile güzeldi. Biz yemeklerimizi yiyip şaraplarımızı yudumlaya duralım yağmur da yavaş yavaş terketti oraları. Mekandan keyfimiz yerinde ayrıldık, eee karnımız doydu ya altüst olan sinirlerimiz de kendilerine geliverdi! Sokağa çıkınca meydana varmadan bir dükkan dikkatimizi çekti, daldık içeri. Yanlış hatırlamıyorsam butiğin adı Onbir A. Hem güzel kıyafetler, hem güzel aksesuarlar bir de üstüne üstlük küçük dekorasyon eşyaları var. Oradan kedili bir kolye ucu aldım; biliyorum konsept itibariyle nutkunuz tutulmuş durumda!

Derken ver elini Galata Kulesi.. Bundan sonrası şiir gibi zaten. Belirtmeden edemeyeceğim, kule taa 1348 yılında Cenevizliler tarafından inşa edilmiş, dile kolay… Bayılıyorum oralara, eski oluşlarına, o cezbeden taraflarına. Kuleye çıktığımızda güneş yavaş yavaş batmaya başlamıştı. Manzara deseniz muhteşem! Yanlız yukarıdaki turist sayısı çok, dolaşacak alan da az olduğundan şöyle gönül rahatlığıyla birbirimizin resimlerini çekemediDSCN1852k; işte onlardan ikisi…

DSCN1853

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aşağı indiğimizde hava kararmaya başladı, biz de yavaştan üşümeye…Ama elimizde değil, manzaraya doyamadığımızdan Konak Pastanesi’nin terasına çıkmaya karar verdik.

DSCN1858

Kahvelerimizi, çaylarımızı söyledik, tatlılarımızı sipariş ettik. Şallarımızı da sarınınca bir huzur çöktü üzerimize… Tutturdu manzara manzara diye diyeceksiniz ama tutturulmayacak gibi değil hani! Ne tarafa bakacağımızı şaşırdık! Karşımızda duran Topkapı Sarayı’nı, Sultan Ahmet Camii’ni mi seyretsek yoksa solda kalan Boğaz’ı, Boğaziçi Köprüsü’nü mü? Arka tarafımızda zaten Galata Kulesi… Biz bilemedik doğrusu! Kısacası keyfimize diyecek yoktu. Sarhoş olduk mutluluktan…

 

DSCN1859

 

DSCN1867

 

Oradan çıkışta Karin’le vedalaştık. Gaye’yle koşar adım vapura yetiştik. Dışarıda yer bulabildik neyseki, kıkır kıkır gülmekten zamanın nasıl geçtiğini anlamamışız…

Eve geldiğimde “Ne iyi ettik de gezdik oraları!!” dedim kendi kendime. “İyi ki yağmuru boşverdik, ha bir de trafikle dalga geçtik!”. Eminim kızlar da bana katılacaklardır, bir öğleden sonrası için bile olsa biz doya doya yaşadık İstanbul’u…

Ostrich hemen yazmış:

Ne iyi etmişiz gerçekten, gitmekle ama gezinin başlangıcı gerçekten bir kabustu.. Gidemeden eve döneceğiz sanmıştım bir ara!! Tabii taksicilerle olan muhabbetim yani monologlarım gerçekten çok komikti.. Sanane karşı yoldaki adamdan ama gözüm dönmüştü!! Hatta bir ara dolu taksiyi durdurup içerdeki – bay/bayan- kimse ” efendim izin verin artık biz binelim ” diye yaka paça dışarı çıkarsak mı diye bile düşünmüştüm.. Yalnız dikkatinizi çekerim önce kibar kibar, delirdiğimi belli etmeden iletişime geçiyorum :))

Tüm bunlar günün sonunda sadece komik anlar olarak kaldı ama Galata’nın tadı damağımızda kaldı..

Bir sonraki istikameettt Sultanahmeett! – Kafiyeli de oldu 🙂

kitty hemen yazmış:

Onlar anlamamış olabilirler ama ben yarıldım gülmekten senin o hallerine! Zaten o zaman ikimize birden deli dediler herhalde 🙂

Sen istikamet bildirdiysen bize de peşinden gelmek düşer! Aksi ne haddimize!!!! 🙂
Hadi oraları da keşfedelim, yaşayalım…

momo hemen yazmış:

ooooh, ne guzel, kiz kiza bol bol gezmissiniz.. Kiskandim sizi!!;)

kitty hemen yazmış:

Sen git taaa Antibes’lere, ondan sonra da kıskandım de! Bu nasıl iş anlamadım 😉

Yorum bırakın