Bizce Hemen gezin, okuyun, tıklayın…

Aralık
14
Yazar: kitty tarih:Aralık 14th, 2011    Kategori: zaman ayırın

Yepyeni bir yıl bizleri bekliyor. Yeni başlangıçlar, yeni umutlar, yeni dilekler.

Sağlık, huzur biliyorum hepimizin ortak dilekleri. Yürekten katılıyorum. Sadece eklemek istediklerim var. Bu yazımda da onlara değindim.

 

Çocuklardan başlayalım. Konu onlar olunca, belki de ilk akıllara gelen o coşku dolu kahkahalarıdır. Hatta duyduğunuzda kendinizi tutamaz, o kahkahalara eşlik etmek istersiniz… Bir de o kendilerini adayıp anlattıkları hayalgücünü zorlayan hikayeleri vardır ya. Yıllar sonra bile hatırlanır… Ne gariptir ki çocuklar büyümek ister, bizler de o günlerimize dönmek…

Çocuk ruhlu olmanızı diliyorum. 

 

Hepimizin maddi açıdan sıkışık olduğu dönemler vardır. Ama sürdürmeye devam ettiğimiz bir hayatımız da. İşte o zorlu dönemlerden birindesiniz ve bir baktınız işyerinizde ortak alınan bir hediye var. Katılmayı seviyorsunuz böyle şeylere ama durumunuz da ortada. Son kalan paranızı da o hediyeye verirsiniz. “Ne yapalım,” dersiniz “biraz daha fazla zorlansam da aybaşı rahatlarım”. Sonra bir bakarsınız en az o verdiğiniz kadar para size beklemediğiniz bir anda beklemediğiniz bir yerden gelivermiş…

Bereket diliyorum…

 

Sıradaki dilek biraz gizemli belki de. Çünkü konu onlara gelince etrafımızdakilerin hep çekimser kaldığını görürüz. Teşvik edilen konular arasında oldukları pek söylenemez. Nedeni çok da anlaşılmaz değildir aslında. Belki hayat şartları, belki bizi derinden yaralayan deneyimlerimiz… Bir anlamda küslük yaşanır aramızda. Oysa yapacağımız gönülden dilemek, sonuna kadar inanmak sonra da tamamen unutmaktır. Çünkü hayat tam da unuttuğumuz o an hatırlar. 

Mucizeler diliyorum….

 

Onun ölümsüzlüğünü en güzel anlatanlardan biri sanırım Mevlana’dır. Öğrendikçe, onun hakkında bildiklerinizin ne kadar da sığ kaldığını farkeder ve şaşırırsınız. Kendi kendinize “Nasıl göremedim?” dersiniz. O her yerdedir. Hep bizimledir. Farklı bir sürü durumda da olsa hep gösterir kendini, göstermeye de devam edecektir.

Aşkı görmenizi diliyorum…

 

İçinizdeki dilek ağacını keşfedin. Gönülden dilek dileyin. Umutlarınız dilek ağacınızda açan çiçekler olsun. Dilekleriniz gerçekleştikçe, siz minnetle dolun. Haydi, birkaçını da bizzat siz gerçekleştirin! Evet gereken cesaret, esas olan da inanmak; bunları hep hatırlayın…

Aralık
14
Yazar: kitty tarih:Aralık 14th, 2011    Kategori: gezin

 

 

 

 

 

 

 

 Huzurmuş, mutlulukmuş, aşkmış…

Gözünüzün önünden gitmeyen anlık görüntüler vardır; herşey yerli yerine oturmuş görünür size. Bir anda içiniz ısınır, bilirsiniz ki tam da olmak istediğiniz yerdesinizdir. Tutkuyla sever, bağlanırsınız. Aşık olursunuz.

Eylül başında yaptığım Güney Fransa seyahatinde böyle hisettim… Aşık oldum… O köylere, lavanta tarlalarına, üzüm bağlarına… Oralara gitmeden de biliyordum aslında aşık olacağımı. Çünkü o hayat tarzını seviyorum ben…

Momo’cumla hergün yeni yerler gezdik. Köylerin ara sokaklarında kaybolduk. Küçük keşifler yaptık. Yorulduk, cafelerde oturup soluklandık. Bol bol kıkırdadık. Şaraplarımızı yudumlarken keyfimize diyecek yoktu. Gezdiğimiz yerlerin herbiri farklıydı, ilginçti. Ama özellikle birgün var ki gittiğimiz üç yere de bayıldım, bayıldım, bayıldım!

 

Provence’u beş bölgeye ayırmışlar. Bahsettiğim gün Les Bouches-du-Rhone et Nimes Bölgesi’ni seçtiğimiz gündü. İlk durağımız da Cassis. Bir kıyı kenti. Küçücük, hemen içiniz ısınıveriyor… Yüzyıllar boyu balıkçılıkla uğraşan yerel bölgenin esas geçim kaynağı da artık turizm ve meşhur beyaz şaraplarıymış.

 

 

 

 

 

 

 

Kıyıda biraz dolaştıktan sonra gözümüze kestirdiğimiz bir lokantada yemek yemeye karar verdik. Balık yemeden olmazdı oralarda..  Şaraptan önce kir ikram ediyorlar. Meşhur kuş üzümü aromalı likörü Crème du Cassis ile hazırlanan bir aperitif. İsteğe bağlı olarak beyaz şarap veya şampanyaya katabiliyorsunuz, hafif tatlı bir tat bırakıyor ağızlarda… Ben bayılıyorum, denemenizi tavsiye ederim.

 

Küçük meydanlarında gezinip resim çektikten sonra bir sonraki durağımıza doğru yola çıktık. Aix-en-Provence… Gerçekten abartmıyorum ağzım kulaklarımda dolaştım!!! Devamlı bir gülümseme ifadesi vardı suratımda. İlk gidişimizde zamanımızı iyi ayarlayamadığımızdan çok fazla kalamamıştık. Bu bahsettiğim muhteşem gün ikinci gidişimiz. Güzergahımızı yine özellikle oradan geçirdik, bu sefer doya doya dolaştık, o kadar güzel bir yer! Floransa’dan da böyle etkilenmiştim, belki de ondan çok sevdim…

 

 

 

 

 

 

 

 

İtalyan barok tarzı evlerin arasında dolaşmak, gözalıcı çeşmelerin olduğu meydanların tadına varmak müthişti. Evet bu sefer oturduk havasını kokladık oranın! Biraz alışveriş de yaptık. Meydanların birinde bulunan bir dükkandan çok etkilendim. Dükkanın adı “Chat Reveur”. Yani “Hayalperest Kedi”. Tentesine de Gandhi’nin bir sözü yazılmış. “Le Bonheur est dans l’oeil de celui qui regarde”, “Mutluluk gören kişinin gözlerindedir”. Hemen dükkana daldığımızı söylememe gerek yok sanırım! Dolaştığımız yerlerde türkçe konuşmamız genelde dikkat çekiyordu. Orada da dükkan sahibi ile koyu bir sohbete daldık. Genelde İstanbul’u biliyorlar.. Hatta başka bir köyde – St. Paul de Vence’da – magnet aldığım dükkanın sahibi bize çok güzel bir ülkemiz olduğunu söyledi. Sonra da bize türkçe “İyi günler” diledi. Pek bir göğsümüzü kabartıp çıkmıştık oradan!

 

Son duragimiz Aix-en-Provence’a 14 km uzaklıktaki Ventabren adında, küçük bir tepede konumlanmış tatlı mı tatlı bir köydü. Aslında ismi hakkında etimolojik anlamda birçok varsayım olduğunu öğrendim ama en olası olanı “vent”, rüzgar  ile “bren”, buğdayı değirmen taşında ezme anlamına gelen kelimeler ilişkisiymiş.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Diğer gittiğimiz yerlere göre köy daha kalabalıktı. Momo’cum burada yaşayanların muhtemelen Aix-en-Provence’da çalıştıklarını söyledi. Küçük meydanını çevreleyen evlerin resimlerini çekerken bir tanesine gözüm takıldı. Evin kapısı açıktı ve içerden konuşmalar eşliğinde yemek kokuları geliyordu. Anladım ki mutfak yakınlarda bir yerlerde. Sonra biz dolaşmaya devam ettik ve bir şekilde meydana geri döndük. Bir baktım evdeki gençler dışarı çıkmışlar, evlerinin önünde oturmuş sohbet ediyorlar. Huzur vardı yüzlerinde… Hemen bize de bulaştı o huzur. Eve dönüş yolunda güzel yerler görmenin verdiği mutluluğu yaşıyorduk.

 

Çok güzel bir haftaydı benim için. Anılarıma bir sürü unutulmaz yenilerini ekledim. Yine anlamsız herşeye güldük. Hipermarketten gülmekten yuvarlanarak çıktığımızı biliyorum mesela. Bir de Toutes Directions, Autres Directions durumu vardı, o ayrı bir olaydı zaten. Alışmam bayağı bir zaman aldı. Ya da alıştım mı acaba hala emin değilim!! Momo’cum da benim bu şaşkınlıklarımla çok eğlendi zaten! Biz hep böyleydik, hala da böyleyiz! Yeter ki birarada olalım!

 

 

Momo’cum;

Bana evini açtın, o da yetmedi yolculuğumuz boyunca ben gördüklerimden dolayı sevinç çığlıkları ata durayım sen bir hafta araba kullandın! Bana yemekler yaptın, keyfim bozulur gibi gördüğünde beni neşelendirmeye çalıştın. Çok sıkıntılı bir zamanımda geldim oralara, bana o kadar iyi geldi ki… Ama sen vardın, o yüzden bir o kadar daha da iyi geldi bunu sakın unutma.

Adının kendisine bu kadar yakıştığı başka birisini tanımıyorum…