Bizce Hemen gezin, okuyun, tıklayın…

Eylül
6
Yazar: momo tarih:Eylül 6th, 2010    Kategori: gezin, zaman ayırın

Bakmayın siz Burano Murano yazdığıma, Burano da Murano da İtalya’nın Venedik kentine yakın iki ada. Venedik’e geçen sene iş için gittiğimde ilk günüm tamamen boş olduğu için hemen adaları gezmek istedim. Adalar nedense beni hep çeker. Venedik’te Fonte Nuovamente’den LN vapuruna bindiğinizde yaklaşık 1 saat 10 dk’lık Burano’ya yolculuğunuz başlamış oluyor. Benim gittiğim gün (geçen yıl mart ayında gitmiştim) hava maalesef yağmurlu ve sisliydi. Fakat o sisin içerisinde bilinmezliğe doğru gitmek ve karşınıza birden adanın görünmesi de ayrı bir zevk bir heyecan diyebilirim. Ayrıca vapur kaptanlarıyla da arkadaş olmayı başarıp dümenin resmini bile çektim. Burano’ya vardığımda, yine birkaç bilgi toplayarak gitmiştim. Burano asıl dantelleriyle ünlü bir ada. Bu adada balıkçıların eşleri balık ağlarını tamir ede ede, dantel örmede de ağlardan esinlenerek yeni bir yöntem geliştirmişler (ne kadar doğru bilemem ama öyle deniliyor). Buradaki danteller öyle kaliteliymiş ki bütün ünlü ve önemli insanlara bu dantellerden hediye edilirmiş. Adaya girişte hemen bir iki dantel mağazasından geçiyorsunuz. Size tavsiyem mağazaları en son gezmeniz. Önce bu rengarenk minik adayı yürüyerek keşfedin.

Ben hafta içi ve hava yağmurluyken gittiğim için adada çok fazla turist yoktu. Yazın çok kalabalık oluyormuş, bu konuda kendimi şanslı hissediyorum. Adanın içine doğru yürüdüğünüzde bir de ne göresiniz.. Rengarenk yapışık iki katlı evler. Meğer sis ve puslu havalarda balıkçılar evlerini şaşırmasınlar diye evlerini farklı renklere boyarlarmış ve adres olarak sokağın adı ve evin rengini verirlermiş. Halen oturanların her yıl evlerini boyamaları gerekiyor. Hem de aynı renge yoksa ceza bile yiyebilirlermiş. Ne kadar güzel bir mantık değil mi? Bir de insana (en azından bana) bu renkli renkli evleri görünce neşe geliyor.

Bu arada Burano’da bir öğle ziyafeti çekmek isterseniz size Al Vecio Pape’yi tavsiye ederim. İtalyan yemeklerine zaten hayranım (özellikle risotto’ya). Ama bu lokantada en çok ilgimi çeken o yörenin de spesiyalitesi olan “esse” yani “s” harfi kurabiyeleriydi. Bu kurabiyeleri vino santo eşliğinde de yiyebiliyormuşsunuz. Kurabiyeler bizim bildiğimiz kurabiyelere çok benziyor. Nefisti!!!

Burano’dan ayrılırken birkaç dantel mağazasına da giriyorum. İçeridekiler ne olursa olsun size satmak diledikleri için bizim türkler gibi bayağı ısrarcı davranıyorlar fakat bol bol pazarlık da yapabilirsiniz eğer satın almayı düşünüyorsanız..

Burano’dan sonra Murano’ya doğru yol aldım. Burano’ya geldiğinizde vapur iskelesini terk etmeden vapur saatlerini kontrol etmenizi tavsiye ederim. Böylelikle benim gibi iskelede bir sonraki vapuru beklerken çok vakit kaybetmezsiniz. Murano Venedik’e daha yakın bir şehir. Venedik yakınlarındaki en büyük adadır. Tabii meşhur Murano camlarıyla ünlü bir ada. Camların kalitesinin nedeni oradaki kumun bilişimleri ve yosunların yüksek sodyum içermeleriymiş. Camın yapımı ve camcılık sanatı hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz size Cam Sanatı Müzesi’ni (Museo d’Arte Vetrario) gezmenizi tavsiye ederim. Giriş fiyatı 5,50 eurodur. Murano camları artık ya müze ve sergilerde veya turistler için yapılmaktadır. Adanın her köşesinde mağazalarda paha biçilemez eserler görebilirsiniz. Içlerinde belki bir iki eseri beğendiğimi itiraf edebilirim ama çoğu benim hoşuma gitmedi. Bazı küçük mağazalar ise turistler için çalışıyor. Hoşuma giden birkaç dekor eşyaları ve kolye uçları aldım tabii, kendimi tutamadım her zamanki gibi. Her fiyatta bir şeyler bulunuyor anlayacağınız. Camcılık sanatının dışında Murano’nun Santa Maria e San Donato Kilisesi de çok meşhur olarak biliniyor. Benim maalesef gezmek için vaktim kalmamıştı. Belki içinizde gezenler olursa yorum bırakıp okuyucularımıza düşüncelerini aktarabilirler.

Venedik’e gidip de bir günlük boş vaktiniz olursa (zor biliyorum;)), bence hemen Burano’yu ve Murano’yu doya doya gezin..

Eylül
6
Yazar: kitty tarih:Eylül 6th, 2010    Kategori: zaman ayırın

Diyeceksiniz ki ne alakası var dün gece ile Büyükada’nın…

Yazları benim çocukluğum Büyükada’da geçti. Annemle babam çalıştıkları için büyükannemler beni her sene alıp Büyükada’daki yazlığımıza götürürdü. Yolculuğun kendisi bile müthiş bir heyecandı, bir maceraydı benim için. Yataklıyla giderdik İstanbul’a. Kompartmanlarımıza yerleşmemiz, etrafı seyretmem, yanımda sevdiklerim… Bostancı’da iner, ya ada vapurunu beklerken taze ceviz alırdık ya da vapura binince üstüne şeker serpilmiş Kanlıca Yoğurdu…   

Eve varışımızda aklımdaki ilk görüntü bahçeye açılan sarmaşıklı kırmızı demir kapımız. Onu açınca yeni bir dönem başlardı sanki… Ev açılır ve havalandırılırdı. Bu arada ben de hep başlarında, kamber misali! Bayılırdım tepelerinde olmaya, öyle cırcır konuşup rahatsız etmezdim, seyrederdim sadece ama tepelerinde! Bir yerleştik mi de gelsin oyunlar, Agatha Christie okumalar, bisiklete binmeler… Büyükbabam öğleden sonraları yürüyüşe çıkardı bazen. Ben de onunla… El ele tutuşur dolaşırdık beraber.  Değirmen’in önündeki dondurmacı favorimdi. Vişne ve şeftalili dondurmaları külaha gül şeklinde öyle güzel yerleştirirdi ki ben tabii mutluluktan çığlık çığlığa!!!

Bir öğleden sonra uykusundan nefret ederdim. Onun da orasıyla ilgili olduğunu düşünmüyorum. Beni zorlamazlardı ama yanlız kalınca mecburen gider yatardım! Sonra sevdiğim kısım gelirdi; öğleden sonra çayları. Bahçede duran mavi salıncak ve koltuklara geçilir, tam o saatlerde geçen galetacıdan aldığımız anasonlu galetalar çayın yanında yenirdi. Ne ilginç ben her dakika onlarla oturmazdım tabii, çocuğum ya her an başka bir yerde olma potansiyelim var o zamanlar; ama bu “rituel”  toplanmalar beni ne mutlu edermiş meğer! Diyorum hep ben seviyorum kalabalık aile mevhumunu diye! Şimdi şimdi anlıyorum aileyi biraraya getiren büyükannemmiş. İstanbul’daki kuzenlerim gelirdi, teyzem bazen dayım… Hep büyükannem organize etmiş, hep önem vermiş buluşmalarımıza…

 Ve kahvaltılarımız… Hani gözlerinizi kapatırsınız ve burnunuza gelen koku size bir yer, bir şey anımsatır. Benim için Büyükada demek kızarmış ekmek, beyaz peynir ve erik marmeladı demektir! Bunlar gözlerimi kapayıp Büyükada’yı düşündüğümde ilk aklıma gelen şeyler. Büyükada kahvaltılarımız yani… Büyükbüyükbabam ekmekleri kızartırdı. Yanında da beyazpeynir ve ev yapımı erik marmeladı olurdu ki ben çok az yemek yiyen bir çocuktum bunların aklıma gelen ilk şeyler olması beni şaşırtmıştır hep!

Dün gece evde erik marmeladı yaptım. Marmeladı yaparken kendimi bir ahçı sandım ki sormayın!!! Bayılıyorum erik marmeladı yapmaya! Ev mis gibi koktu! Ev çocukluğum koktu. Büyükada koktu…