Bizce Hemen gezin, okuyun, tıklayın…

Mart
15
Yazar: momo tarih:Mart 15th, 2010    Kategori: okuyun, zaman ayırın

Gerçek bir hikâye…

İnanılması zor ama gerçek bir hayat hikâyesi..

Torey L. Hayden amerikalı ünlü bir çocuk psikoloğu . İtiraf etmek gerekirse ben önceden ismini hiç duymamıştım. Kardeşim taşınırken bende birkaç kitap bırakmıştı ve  kütüphanemde bu kitabı keşfettim. İlk sayfalarını okuduktan sonra zaten elimden bırakamadım. Kitabı fransızca okudugum için, türkçe versiyonu olup olmadığını internet sitelerinde araştırdım fakat maalesef bulamadım. Kitabın ingilizce ismi “One Child” (bir çocuk), fransızca ismi ise “L’enfant qui ne pleurait pas” (ağlamayan çocuk). Çok acı cekmiş ve de acı çektirmiş Sheila adında bir çocuğun hayat hikâyesini anlatıyor. Gerçi bu çocuğa “çocuk” denilmemesi lazım bence çünkü çocukluğunu çoğu zaman yaşayamamış.

Kitaptan bir kaç satır paylaşmak istedim. Türkçe’sini bulamadığım  için fransızca okuduğumu, ondan sonra da elimden geldiğince tercümesini yazdım..

– Sheila, je ne te vois jamais pleurer. Tu n’en as pas envie?

– Je pleure jamais.

– Mais pourquoi?

– Comme ça personne ne peut me faire de mal.

Je la regardai. La froide lucidité de sa remarque était terrifiante.

– Que veux-tu dire?

– Personne peut me faire du mal. Si je pleure pas, ils savent pas que j’ai de la peine. Alors ils peuvent pas me faire de mal. Personne peut me faire pleurer non plus. Meme pas mon papa quand il me bat. Meme pas Mr. Collins. Tu as vu? Je pleure pas, même quand il me bat avec le bâton.

“- Sheila, ağladığını hiç görmüyorum. Içinden gelmiyor mu?

– Hiçbir zaman ağlamam.

– Ama niye?

– Bu sayede kimse bana acı çektiremez.

Ona baktım. Soguk ama bu açık görüşlü cevabı çok korkutucuydu.

– Ne demek istiyorsun?

– Kimse bana acı veremez. Ağlamazsam, üzüntüm olduğunu anlayamazlar. Onun için bana acı çektiremezler. Kimse beni ağlatamaz. Babam beni dövdügünde bile. Mr. Collins bile. Gördün mü bak? Beni o sopayla dövdüğü halde ben ağlamadım.

Pendant quelques minutes, nous restâmes immobiles, à nous regarder, sans gêne aucune, et dans une sorte de ravissement qui nous fit oublier momentanément le tabou qui interdit ce genre d’échange. Tant de différences: milieu, sexe, éducation, tant de choses nous séparaient. Et pourtant, d’une certaine manière nous avions réussi à nous rejoindre. Cette compréhension qui scintillait à cet instant entre nous nous laissait sans voix. Les mots étaient inutiles.

Birkaç dakika boyunca, hiç kıpırdamadan , hiç çekinmeden, aramızdaki bu tarz paylaşımları yasaklayan tabuları unutarak, birbirimize baktık. Ne kadar çok farklılık vardı: ortam, cinsiyet, egitim, ne kadar çok şey bizi farklı yapıyordu. Yine de, bir şekilde birbirimize ulaşmayı başarmıştık. Bunu anladığımız gözlerimizin ışıltısından anlaşılıyor ve bizi sessiz bırakıyordu. Kelimeler zaten gereksizdi.

Bence hemen Sheila’yı ve hayatını acı da olsa keşfedin ve One Child’ı okuyun…