Bizce Hemen gezin, okuyun, tıklayın…

Kasım
6
Yazar: momo tarih:Kasım 6th, 2009    Kategori: gezin

Günlerden cumartesi, aylardan Eylül; Norveç’te çok sevdiğim Norveç’li bir arkadaşımın düğününe davetliydim.

Cuma günü sabah’tan Oslo’ya uçtum ve zaman kaybetmemek için araba kiraladım. Aklınızda bulunsun, Norveç’te araba kiralamak çok pahalı değil (çok da ucuz değil hani de tren fiyatlarıyla karşılaştırmak gerekirse, aynı fiyata geliyor diyebiliriz). Oslo Gardermoen havaalanından 250 km kadar yolum vardı. Arkadaşım bana bir gün öncesinde “Akkerhaugen” köyüne nasıl ulaşacağımı açıklayan bir mail gönderdi. Norveç’te yollarda çok tabela var. Kaybolmanız imkansız diyebilirim. Fakat hız limiti çok düşük. Otoyolda en fazla 100 km hızla gidebilirsiniz; Norveç’te trafik kurallarına uymayanlar hemen hapise atılıyorlar.Onun için hız sınırlarına uymanızı tavsiye ederim.

Gidiş yolunda hava çok yağmurluydu.. İlk defa Norveç’te araba kullandığım için etrafıma çok dikkat edemedim. Fakat Oslo’dan ayrıldıktan sonra, güneş tekrar yüzünü gösterdi ve her yerin yemyeşil olduğunu farkettim. Ormanın ortasından daracık yollardan geçtim. Sağımda ve solumda göl veya akarsular vardı, uzaklarda da yemyeşil dağlar. Varacağım noktaya yaklaşırken, her yerde elma tarlalarını farkettim. Norveç elmalarının %25’i bu bölgeden geliyormuş. Bölgenin adı Telemark bölgesi bu arada.

norsjo

3 saatlik yoldan sonra Norsjo gölünün kenarındaki otelime ulaştım. Hemen evlenen arkadaşımı aradım ve yardıma ihtiyacı olduğunu söyleyince, düğünün gerçekleşeceği yere gittim. Arkadaşım hiç değişmemişti. Her şeyin çok sade ama bir o kadar güzel olmasına dikkat etmiş. Her detayı düşünmüş. Düğün bir müzede gerçekleşti. Eski norveç hayat tarzını gösteren birkaç evin içerisinde kutlayacaktık düğünü. Hemen çiçekleri almak için yine başka bir köye doğru yola çıktık (burada ulaşım için araba şart diyebiliriz, hele ki aceleniz varsa.. )Dediğim gibi çiçeklere kadar herşeyi onlar düzenlediler. Zaten bence bir düğün böyle güzel oluyor. Son düzenlemeleri yaptıktan sonra vedalaşıp, ertesi gün saat 2’de kilisede randevulaştık.

DSC03667DSC03668DSC03666

Ertesi gün geldi çattı.. Arkadaşıma gelmeden ne giymek gerektiğini sormuştum. Meğer Norveç’te düğünlerde, herkes geleneksel “folklorik” kıyafetlerini giyiyorlarmış. Bu kıyafeti olmayanların da güzel bir elbise giymeleri gerekiyor. Sauherad kilisesine saat 13:45’te vardığımda, her yerde kırmızı beyaz elbiseli bayanlar vardı. Bunlar gelin ve damadın ailesinden insanlardı. Kıyafetleri gerçekten çok ilginç ve güzel. Gömlek kısmında çok güzel gümüş takılar dikmişler. Kilise küçücüktü. Çanlar çaldı ve birden kapılar açıldı ve gelin ve damat içeri girdiler. Çok duygulandırıcı bir sahneydi.DSC03685DSC03687DSC03692

Kiliseden kiraladıkları eski bir arabayla ayrıldılar ve herkes asıl kutlanılacak yere doğru yol aldı. Hoşgeldin içkisi ikram edildi. Fakat Norveç’te araba kullanırsanız, içki içmeniz tamamen yasak olduğu için alkolsüz kokteyl de hazırlanmıştı. Bir bardak şarap içmek bile  20 gün boyunca hapiste yatmanıza neden olabilir .. Arkadaşımın bütün aile fertleriyle tanıştım. Tek Norveç’ce konuşmayan bendim:) Onun için herkesin ilgisini çektim. Norveç geleneklerinde, düğün sırasında, genel animasyonla ilgili bir kişi seçilir ve bütün giriş konuşmalarını o yapar. Tanımadığım beyefendi önce menümüzü açıkladıktan sonra somonlu giriş yemeğemizi yemeye koyulduk. Yemek sırasında, bu beyefendi elindeki zil çaldıkça norveçce konuşmalar geçiyordu. İnsanlar gelin ve damatla ilgili anılarını anlatıp bütün dinleyicileri güldürüyorlardı. Bu konuşmaları genellikle, gelin ve damattan sonra anne, baba ve diğer aile fertleri yaparlar. Eğer aile konuşma yapmayı arzu etmezse, bir şarkı yazıp bu şarkı yemek sırasında herkes tarafından söylenir. Bunun dışında, kimse kendisini yabancı hissetmesin diye herkes bir oturma planı ve her davetli hakkında kısa (komik) bilgiler de bulunur. Bu benim için gerçekten çok yararlı oldu. Bu sayede birçok insan tanıdım.

DSC03702DSC03714DSC03706

Sonuç olarak, Norveçliler yabancılara karşı o kadar iyi ve sıcakkanlılar ki… Bence hemen Norvec’i gezmeli, Norvec’lileri tanımalı…

Kasım
3
Yazar: kitty tarih:Kasım 3rd, 2009    Kategori: deneyin, gezin

 

DSCN1836

Bildiğiniz gibi 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı öncesi yani 28 Ekim arifeydi, bu da biz çalışanların çoğu için demek oluyor ki iş yarım gün. Gaye’yle çok uzun zamandan beri Galata Kulesi taraflarına gitme planımız vardı. Dedik ki neden bu günü değerlendirmeyelim. Biz kararımızı verdik ya hava da feci şekilde bozdu! Sabah bir kalktım ohhhhhhhh hava mis gibi kapalı, yağmur yağıyor, ne hoş!! Ben hiç istifimi bozmadan eşyalarımı hazırladım. Bu konuyu açmam gerekiyor çünkü çok dalga geçildi benimle. Efendim sanki biz ıssız bir yerde maceraya atılıyormuşuz gibi yolluk hazırladım, her birimize bir küçük Amasya elması, bir de mandalina. Hani neme lazım aç kalırız falan mazallah yani!! Gaye’nin annesi Sevim Teyze de gelecekti bizimle bir ihtimal, onun için üç küçük bohça hazırlandı!

Ama Sevim Teyze gelemedi o gün, kaldı mı elimizde fazladan bir bohça! Neyse öğle oldu, normalde bindiğimiz servislerden farklı bir servise binmemiz gerekiyor. Servisi beklerken Karin geldi yanımıza. Onu da kandırdık, üç kişilik ekibimiz tamamlanıverdi! Tevekkeli değil üç bohça hazırlamışım.

Herşey iyi hoş güzel de bekle bekle gelmiyor servis, Cansu’ya yetiştik koştur koştur, sağolsun bizi karşıya geçirdi. Barbaros Bulvarı’na çıktık bir şekilde de, işte o kadar… Çıktık caddeye ve kaldık, gidemiyoruz… Bir adet boş taksi yok!!! Hadi dedik yürüyelim biraz ilerde buluruz, ama yok da yok! Belki yarım saat bekledik. Bu arada yaptığımız salaklıkların haddi hesabı yok. Gaye’nin taksi şoförlerine nereye gideceğimizi anlatabilmek için uzaktan yaptığı el kol hareketleri, benim kendimi kaybedip iki büklüm olurcasına kahkahalarım filan, kimse bizi ciddiye almadı tabii doğal olarak! Daha fazla detay veremeyeceğim geri kalan tüm rezilliklerimiz bizimle sayısını düşünmek bile istemediğim trafik mağdurları arasında sır! Sonunda kan ter içinde, paçalarımız yağmurdan sırılsıklam attık kendimizi Beşiktaş sahile, neyseki oradan taksiyle ilk durağımız Cihangir’e gitmemiz beş dakikamızı aldı. Haa bu arada Beşiktaş’a varma çabalarımız sürerken Gaye bir adet mandalina yedi sinirden. Diyeceğim o ki hafife almayın lütfen benim bohçalarımı!

Cihangir White Mill’de çok lezzetli bir yemek yedik. Size gönül rahatlığıyla Somon Izgarası’nı tavsiye edebilirim. Yağmurlu bir gün olduğundan bahçede oturamadık ama o yeşilliği seyretmek bile güzeldi. Biz yemeklerimizi yiyip şaraplarımızı yudumlaya duralım yağmur da yavaş yavaş terketti oraları. Mekandan keyfimiz yerinde ayrıldık, eee karnımız doydu ya altüst olan sinirlerimiz de kendilerine geliverdi! Sokağa çıkınca meydana varmadan bir dükkan dikkatimizi çekti, daldık içeri. Yanlış hatırlamıyorsam butiğin adı Onbir A. Hem güzel kıyafetler, hem güzel aksesuarlar bir de üstüne üstlük küçük dekorasyon eşyaları var. Oradan kedili bir kolye ucu aldım; biliyorum konsept itibariyle nutkunuz tutulmuş durumda!

Derken ver elini Galata Kulesi.. Bundan sonrası şiir gibi zaten. Belirtmeden edemeyeceğim, kule taa 1348 yılında Cenevizliler tarafından inşa edilmiş, dile kolay… Bayılıyorum oralara, eski oluşlarına, o cezbeden taraflarına. Kuleye çıktığımızda güneş yavaş yavaş batmaya başlamıştı. Manzara deseniz muhteşem! Yanlız yukarıdaki turist sayısı çok, dolaşacak alan da az olduğundan şöyle gönül rahatlığıyla birbirimizin resimlerini çekemediDSCN1852k; işte onlardan ikisi…

DSCN1853

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aşağı indiğimizde hava kararmaya başladı, biz de yavaştan üşümeye…Ama elimizde değil, manzaraya doyamadığımızdan Konak Pastanesi’nin terasına çıkmaya karar verdik.

DSCN1858

Kahvelerimizi, çaylarımızı söyledik, tatlılarımızı sipariş ettik. Şallarımızı da sarınınca bir huzur çöktü üzerimize… Tutturdu manzara manzara diye diyeceksiniz ama tutturulmayacak gibi değil hani! Ne tarafa bakacağımızı şaşırdık! Karşımızda duran Topkapı Sarayı’nı, Sultan Ahmet Camii’ni mi seyretsek yoksa solda kalan Boğaz’ı, Boğaziçi Köprüsü’nü mü? Arka tarafımızda zaten Galata Kulesi… Biz bilemedik doğrusu! Kısacası keyfimize diyecek yoktu. Sarhoş olduk mutluluktan…

 

DSCN1859

 

DSCN1867

 

Oradan çıkışta Karin’le vedalaştık. Gaye’yle koşar adım vapura yetiştik. Dışarıda yer bulabildik neyseki, kıkır kıkır gülmekten zamanın nasıl geçtiğini anlamamışız…

Eve geldiğimde “Ne iyi ettik de gezdik oraları!!” dedim kendi kendime. “İyi ki yağmuru boşverdik, ha bir de trafikle dalga geçtik!”. Eminim kızlar da bana katılacaklardır, bir öğleden sonrası için bile olsa biz doya doya yaşadık İstanbul’u…