Bizce Hemen gezin, okuyun, tıklayın…

Mart
28
Yazar: kitty   Tarih: 28 Mart 2014    Kategori: zaman ayırın

Bazen diyorum ki yok canım sana öyle geliyor.

 

Sonra birşey oluyor, çok küçük birşey.

Telefonda karşılıklı kıkır kıkır gülmelerimiz mesela.

Ne kadar küçük birşey ama ne kadar da özel benim için.

 

Keşke bu anların kıymetini o da bilebilse diyorum sonra…

Haziran
9
Yazar: kitty   Tarih: 9 Haziran 2013    Kategori: zaman ayırın

Bu yazı kaybolanlara, umutsuzluğa kapılanlara, unutanlara. En çok da bana. Ben de unutanlardanım…

Hatırlamak için yazıyorum bu satırları. Benim için değerli olanları hatırlamak için. Kaybolduğumda kendimi tekrar bulmak için, dengede durmak için, inanmak için yazıyorum. Durmak gerekiyor sanırım; sadece durmak, susmak ve hatırlamak…

O kıpırtılar içimizde. Hep varlar. Biz kapatıyoruz kapıları. Tekrar açmak için yazıyorum bu satırları…

Babamı toprağa verdiğim o soğuk kış gününde yatağımda bulduğum uğur böceği için yazıyorum. Tam da o çok üzgün günümde bana hatırlamamı saglayan babam için yazıyorum. Bunları gördükten sonra mucizelerin olmadığına kim inandırabilir ki beni… Var işte. Oluyor. Yaşıyorum.

Etramızdalar. Her yerdeler. Her zaman. Farkedilmeyi bekliyorlar. Sonsuz bir sabırla… 07.06.2013

Ağustos
2
Yazar: kitty   Tarih: 2 Ağustos 2012    Kategori: zaman ayırın

İçimdeki ses ile aramızda olan sessizlik. Bu aralar böyle… Dargın değiliz. Sadece birbirimize zaman verdiğimiz bir dönem. Ben yine bana şarkılar söyleyeceği zamanları bekliyorum. O da tekrar şarkı söyleme isteğinin geri gelmesini sanırım… Böyle zamanlarda insan mutsuz şeyleri çekiyor kendine galiba… İşte ben de tam böyle bir hava içerisindeyken iki tane güzel şey farkettim.

 

 

İlki benim sokağımda, karşı apartmanın bahçesinde gördüğüm beyle ilgili. Yaşlıca bir bey, tanımıyorum ama işten döndüğüm saatlerde dikkat ediyorum bahçenin bankında oturuyor oluyor. Beslediği dört beş tane sokak kedisi var, onlara yemek veriyor… Ve de en güzeli onlarla vakit geçiriyor… Bir yandan sigarasını içiyor, bir yandan onları seviyor. Kediler de alışmışlar ona doğal olarak, kaçmıyorlar… Yürürken bir bakıyorsunuz bir bey ve etrafını çevreleyen kediler bir bankın etrafında toplanmışlar hep beraber oturuyorlar… Pek tatlı, pek huzurlu görünüyorlar… Eve dönüş yolunda onları görmeye bayılıyorum!

 

İkincisi de yakın zamanda ziyaret ettiğim bir çift ile evlerinde geçirdiğim bir akşamla ilgili… O akşam hep beraber yenen yemekten kalkmak üzereydik ki yakın arkadaşım bir anda aklına gelen bir şarkıyı söylemeye başladı. Sonra bir baktım eşi de ona eşlik ediyor ve şarkıyı beraber söylüyorlar. Ve ben bakakaldım… Şaşırdım, belki uzun süredir bu konuda sessiz kaldığım için. Ama mutlulukları hemen beni de sardı. İçim de huzur doluverdi. Ve şunu düşündüm; bu çok önemli. Beraber şarkı söyleyebileceğin birini bulmak çok önemli. Onların sorunları olmuyor mu? Tabii ki oluyor, aksi zaten mümkün değil. Zaman geliyor birbirlerini deli de ediyorlar, ama işte ortak söyledikleri şarkıları var. Onları birbirlerine bağlayan, güçlü kılan…

 

 

O yüzden mutlu olmak için;

Sevelim. Sabredelim. Umudumuzu da koruyalım bence.

Güzel şeyler oluyor bu hayatta!!

Nisan
12
Yazar: kitty   Tarih: 12 Nisan 2012    Kategori: gezin

 

Van Gogh’un resimlerini hep çok sevmişimdir. Resimleri oldum olası mutlu eder beni…

 

Yaklaşık iki hafta kadar önce Antrepo’daki sergisine gidebildim. Ve bayıldımmmmm!!!! İyi ki gitmişim dedim!!!

Evet ben resimlerini çok severim ama tek neden bu değil. Sergiye de hakkını vermek lazım. Bunun altını özellikle çiziyorum; bence sanata ilgi duyan herkesin görmesi gereken bir dijital sergi.

 

Kişisel fikrime gelecek olursak…

Ben özellikle güneşin doğuşunu seyretmeyi, Provence’un doğasında dolaşmayı sevdim. Kendimi onun yıldızlarının altında hayal ettim.

Nature morte’larına farklı bir gözle baktım. Belki garip ama, “onlarda hayat var” dedim…

Ve tüm bu deneyimleri yaşarken klasik müziğin bana eşlik etmesini sevdim.

Sözlerini düşünürken resimleri benim için ayrı bir anlam kazandı. Hayatını az çok biliyordum ama sözlerini okumak ve düşünmek insanı gerçekten etkiliyor. Ne kadar yanlız hissetmiş kendini, içinde ne fırtınalar kopmuş dedim…

 

Sergi beni aldı, başka zamanlara götürdü….

Bu güzel deneyimi siz de yaşayın derim.

15 Mayıs’a kadar İstanbul’da, 15 Ekim-30 Aralık tarihleri arasında da Ankara’da gezmek mümkün… Abdi İbrahim’in sponsorluğunda Grande Exhibitions Avustralya ortaya güzel bir çalışma çıkarmış, katkıda bulunan herkesi tebrik ederim!!

Mart
9
Yazar: kitty   Tarih: 9 Mart 2012    Kategori: izleyin

Kendimi kötü hissettiğim zamanlarda geceleri gözlerimi kapatır, uzun zaman önce rüyamda gördüğüm o ağacın gölgesinde, dizlerimin üzerine çökmüş papatyalardan taç yaparken bulurum kendimi…

Bu aralar sık sık o küçük tepedeyim yine. Koca gövdeli ağacın gölgesinde… Daha bir huzurlu dalıyorum uykuya…

 

Dün Martin Scorsese’nin filmi Hugo’ya gittim.

Paris tren garındaki saatleri kuran öksüz bir çocuğun hikayesi. Hugo bir nevi görünmez yaşıyor hayatını, gizli gizli. Saatleri düzgün kurmaya devam ettikçe de bunun böyle süreceğinden emin…

Film üç boyutlu, görsel efektleri çok güzel. Paris çok güzel, 3D sayesinde üzerinize yağan kar çok güzel, koca saat çarklarının arasından süzülüp gece Eiffel Kulesi’ni seyretmek çok güzel… Ama çoçuğun sonunda bulduğu şey daha bir özel, sıcacık, coşku dolu!

Etkileyici bir film, seveceksiniz…

 

Filmden sonra neden rüyam takıldı aklıma dedim kendi kendime…

Sanırım mesajları algılama şeklimizden.

Ben uzun süre, huzuru bulmak için rüyamdaki gibi bir ortam olması gerektiğini düşündüm. Oysa bu doğru değil. Evet uykuya dalarken beni rahatlatan bir yöntem bu ama esas mesaj daha büyük, daha derinmiş. Ben o rüyadan önce huzuru hissedebileceğimden bile emin değilmişim meğer! Rüyam sayesinde önemli bir keşif yaptım aslında.

 

Beklediği mesaj ona özlemini duyduğu şeyi verdiğinde Hugo’nun hissettiği gibi hissettim sanırım…

www.hugomovie.com

Aralık
14
Yazar: kitty   Tarih: 14 Aralık 2011    Kategori: zaman ayırın

Yepyeni bir yıl bizleri bekliyor. Yeni başlangıçlar, yeni umutlar, yeni dilekler.

Sağlık, huzur biliyorum hepimizin ortak dilekleri. Yürekten katılıyorum. Sadece eklemek istediklerim var. Bu yazımda da onlara değindim.

 

Çocuklardan başlayalım. Konu onlar olunca, belki de ilk akıllara gelen o coşku dolu kahkahalarıdır. Hatta duyduğunuzda kendinizi tutamaz, o kahkahalara eşlik etmek istersiniz… Bir de o kendilerini adayıp anlattıkları hayalgücünü zorlayan hikayeleri vardır ya. Yıllar sonra bile hatırlanır… Ne gariptir ki çocuklar büyümek ister, bizler de o günlerimize dönmek…

Çocuk ruhlu olmanızı diliyorum. 

 

Hepimizin maddi açıdan sıkışık olduğu dönemler vardır. Ama sürdürmeye devam ettiğimiz bir hayatımız da. İşte o zorlu dönemlerden birindesiniz ve bir baktınız işyerinizde ortak alınan bir hediye var. Katılmayı seviyorsunuz böyle şeylere ama durumunuz da ortada. Son kalan paranızı da o hediyeye verirsiniz. “Ne yapalım,” dersiniz “biraz daha fazla zorlansam da aybaşı rahatlarım”. Sonra bir bakarsınız en az o verdiğiniz kadar para size beklemediğiniz bir anda beklemediğiniz bir yerden gelivermiş…

Bereket diliyorum…

 

Sıradaki dilek biraz gizemli belki de. Çünkü konu onlara gelince etrafımızdakilerin hep çekimser kaldığını görürüz. Teşvik edilen konular arasında oldukları pek söylenemez. Nedeni çok da anlaşılmaz değildir aslında. Belki hayat şartları, belki bizi derinden yaralayan deneyimlerimiz… Bir anlamda küslük yaşanır aramızda. Oysa yapacağımız gönülden dilemek, sonuna kadar inanmak sonra da tamamen unutmaktır. Çünkü hayat tam da unuttuğumuz o an hatırlar. 

Mucizeler diliyorum….

 

Onun ölümsüzlüğünü en güzel anlatanlardan biri sanırım Mevlana’dır. Öğrendikçe, onun hakkında bildiklerinizin ne kadar da sığ kaldığını farkeder ve şaşırırsınız. Kendi kendinize “Nasıl göremedim?” dersiniz. O her yerdedir. Hep bizimledir. Farklı bir sürü durumda da olsa hep gösterir kendini, göstermeye de devam edecektir.

Aşkı görmenizi diliyorum…

 

İçinizdeki dilek ağacını keşfedin. Gönülden dilek dileyin. Umutlarınız dilek ağacınızda açan çiçekler olsun. Dilekleriniz gerçekleştikçe, siz minnetle dolun. Haydi, birkaçını da bizzat siz gerçekleştirin! Evet gereken cesaret, esas olan da inanmak; bunları hep hatırlayın…

Aralık
14
Yazar: kitty   Tarih: 14 Aralık 2011    Kategori: gezin

 

 

 

 

 

 

 

 Huzurmuş, mutlulukmuş, aşkmış…

Gözünüzün önünden gitmeyen anlık görüntüler vardır; herşey yerli yerine oturmuş görünür size. Bir anda içiniz ısınır, bilirsiniz ki tam da olmak istediğiniz yerdesinizdir. Tutkuyla sever, bağlanırsınız. Aşık olursunuz.

Eylül başında yaptığım Güney Fransa seyahatinde böyle hisettim… Aşık oldum… O köylere, lavanta tarlalarına, üzüm bağlarına… Oralara gitmeden de biliyordum aslında aşık olacağımı. Çünkü o hayat tarzını seviyorum ben…

Momo’cumla hergün yeni yerler gezdik. Köylerin ara sokaklarında kaybolduk. Küçük keşifler yaptık. Yorulduk, cafelerde oturup soluklandık. Bol bol kıkırdadık. Şaraplarımızı yudumlarken keyfimize diyecek yoktu. Gezdiğimiz yerlerin herbiri farklıydı, ilginçti. Ama özellikle birgün var ki gittiğimiz üç yere de bayıldım, bayıldım, bayıldım!

 

Provence’u beş bölgeye ayırmışlar. Bahsettiğim gün Les Bouches-du-Rhone et Nimes Bölgesi’ni seçtiğimiz gündü. İlk durağımız da Cassis. Bir kıyı kenti. Küçücük, hemen içiniz ısınıveriyor… Yüzyıllar boyu balıkçılıkla uğraşan yerel bölgenin esas geçim kaynağı da artık turizm ve meşhur beyaz şaraplarıymış.

 

 

 

 

 

 

 

Kıyıda biraz dolaştıktan sonra gözümüze kestirdiğimiz bir lokantada yemek yemeye karar verdik. Balık yemeden olmazdı oralarda..  Şaraptan önce kir ikram ediyorlar. Meşhur kuş üzümü aromalı likörü Crème du Cassis ile hazırlanan bir aperitif. İsteğe bağlı olarak beyaz şarap veya şampanyaya katabiliyorsunuz, hafif tatlı bir tat bırakıyor ağızlarda… Ben bayılıyorum, denemenizi tavsiye ederim.

 

Küçük meydanlarında gezinip resim çektikten sonra bir sonraki durağımıza doğru yola çıktık. Aix-en-Provence… Gerçekten abartmıyorum ağzım kulaklarımda dolaştım!!! Devamlı bir gülümseme ifadesi vardı suratımda. İlk gidişimizde zamanımızı iyi ayarlayamadığımızdan çok fazla kalamamıştık. Bu bahsettiğim muhteşem gün ikinci gidişimiz. Güzergahımızı yine özellikle oradan geçirdik, bu sefer doya doya dolaştık, o kadar güzel bir yer! Floransa’dan da böyle etkilenmiştim, belki de ondan çok sevdim…

 

 

 

 

 

 

 

 

İtalyan barok tarzı evlerin arasında dolaşmak, gözalıcı çeşmelerin olduğu meydanların tadına varmak müthişti. Evet bu sefer oturduk havasını kokladık oranın! Biraz alışveriş de yaptık. Meydanların birinde bulunan bir dükkandan çok etkilendim. Dükkanın adı “Chat Reveur”. Yani “Hayalperest Kedi”. Tentesine de Gandhi’nin bir sözü yazılmış. “Le Bonheur est dans l’oeil de celui qui regarde”, “Mutluluk gören kişinin gözlerindedir”. Hemen dükkana daldığımızı söylememe gerek yok sanırım! Dolaştığımız yerlerde türkçe konuşmamız genelde dikkat çekiyordu. Orada da dükkan sahibi ile koyu bir sohbete daldık. Genelde İstanbul’u biliyorlar.. Hatta başka bir köyde – St. Paul de Vence’da – magnet aldığım dükkanın sahibi bize çok güzel bir ülkemiz olduğunu söyledi. Sonra da bize türkçe “İyi günler” diledi. Pek bir göğsümüzü kabartıp çıkmıştık oradan!

 

Son duragimiz Aix-en-Provence’a 14 km uzaklıktaki Ventabren adında, küçük bir tepede konumlanmış tatlı mı tatlı bir köydü. Aslında ismi hakkında etimolojik anlamda birçok varsayım olduğunu öğrendim ama en olası olanı “vent”, rüzgar  ile “bren”, buğdayı değirmen taşında ezme anlamına gelen kelimeler ilişkisiymiş.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Diğer gittiğimiz yerlere göre köy daha kalabalıktı. Momo’cum burada yaşayanların muhtemelen Aix-en-Provence’da çalıştıklarını söyledi. Küçük meydanını çevreleyen evlerin resimlerini çekerken bir tanesine gözüm takıldı. Evin kapısı açıktı ve içerden konuşmalar eşliğinde yemek kokuları geliyordu. Anladım ki mutfak yakınlarda bir yerlerde. Sonra biz dolaşmaya devam ettik ve bir şekilde meydana geri döndük. Bir baktım evdeki gençler dışarı çıkmışlar, evlerinin önünde oturmuş sohbet ediyorlar. Huzur vardı yüzlerinde… Hemen bize de bulaştı o huzur. Eve dönüş yolunda güzel yerler görmenin verdiği mutluluğu yaşıyorduk.

 

Çok güzel bir haftaydı benim için. Anılarıma bir sürü unutulmaz yenilerini ekledim. Yine anlamsız herşeye güldük. Hipermarketten gülmekten yuvarlanarak çıktığımızı biliyorum mesela. Bir de Toutes Directions, Autres Directions durumu vardı, o ayrı bir olaydı zaten. Alışmam bayağı bir zaman aldı. Ya da alıştım mı acaba hala emin değilim!! Momo’cum da benim bu şaşkınlıklarımla çok eğlendi zaten! Biz hep böyleydik, hala da böyleyiz! Yeter ki birarada olalım!

 

 

Momo’cum;

Bana evini açtın, o da yetmedi yolculuğumuz boyunca ben gördüklerimden dolayı sevinç çığlıkları ata durayım sen bir hafta araba kullandın! Bana yemekler yaptın, keyfim bozulur gibi gördüğünde beni neşelendirmeye çalıştın. Çok sıkıntılı bir zamanımda geldim oralara, bana o kadar iyi geldi ki… Ama sen vardın, o yüzden bir o kadar daha da iyi geldi bunu sakın unutma.

Adının kendisine bu kadar yakıştığı başka birisini tanımıyorum…

Temmuz
11
Yazar: kitty   Tarih: 11 Temmuz 2011    Kategori: deneyin, gezin

 

 

 

 

 

 

Sizlere ilk yazımda hayvansever dostum Didem’den ve tasarladığı kedi evlerinden bahsetmiştim… Çok güzel yeni gelişmeler var; şimdi de onlara değineceğim…

Biz Didem’le arada buluşur, dertleşiriz. Bazen kaçırdıklarımızı anlatırız birbirimize; bazen de tek konuştuğumuz hayallerimiz olur. Hiç şaşmaz, konu Podo’ya gelince Didem’in gözleri hep parlar, sesi de hep cıcıl cıvıldır. Ben bu sevgisinin tasarımlarına da yansıdığını düşünüyorum…

Nitekim son olarak Podo markası altında projelerini geliştirerek, patili dostlarımız için yaptığı tasarımlarına iç mekan mobilya ve aksesuarlarını ekledi; sayfasında da online satışa sunmaya başladı. Onu ofisinde ziyaret ettiğim zamanlar, raflarda miskin miskin yatan güzelliklere ya da bahçedeki kedi evinin içinden atılan diğer meraklı bakışlara her zaman şahit olmuşumdur… Kısacası herşey kullanıcıları tarafından anında test edilip tescilleniyor zaten!

Podo sayfasını ziyaret ettiğinizde yüzünüzde bir gülümseme belirecek eminim. Ben şanslıyım; tasarımları yapım aşamasında görüp o heyecana biraz da olsa ortak olabildim… Ve de söylemek zorundayım oğluşum “Sushimoto made in Japan kedi” de ayrı bir şanslı, çünkü kendisine yılbaşında Podo yastık hediye edildi! Gayet de mutlu mesut, üstünde tavşan gibi oturuyor. 🙂

Favorilerime gelince… Pisi Cafe Mama Evi’ne bayılıyorum mesela 🙂 Bahçem olsun (bakınız bir önceki yazım / hayallerim!!) ilk iş edineceğim bir tane! Bir de o raflara… Yüksekçe ve gözlem yapılabilir bir konuma yerleştirildiklerinde hiçbir kedinin o raflara direnebileceğini sanmıyorum!

 

 

 

 

 

 

Küçük bir iki not daha; ürünler sadece kedilere yönelik değil. Köpek ve kuşlar için de seçenekler mevcut. Ayrıca özel tasarımlar da yaptırmak mümkün…

Detaylı bilgi için www.podo.com.tr ve info@podo.com.tr

Mayıs
26
Yazar: kitty   Tarih: 26 Mayıs 2011    Kategori: okuyun

                                                                                           

Belki tuhaf gelecek sizlere ama benim hiçbir zaman “bir gün şöyle şato gibi kocaman bir evim olsun” diye hayalim olmadı. Gerçekten… Bunun üstüne de uzun süre düşündüm aslında. Neden acaba diye… Ki düşünün ben iç mimarım; evler benim için önemlidir, özeldir… Sonra bir anda bir ışık yandı sanki kafamın içinde. İşte tam da bu yüzden böyle düşünüyorum dedim; çünkü evler benim için önemlidir!

Sanılmasın ki kibrit kutusu gibi bir evim olsun hayaliyle yaşıyorum. Aksine, bir sürü hayalim var bu konuda!! Rahat edeceğim bir yer olsun, bahçesi olsun bakmaya doyamayım, odaları, salonu rahat ve ferah olsun. Detaylarıyla tek tek ilgileneyim.. Sonra ailemi, sevdiklerimi toplayacağım sıcak bir ortamı olsun, bayılacağım bir mutfağım olsun. Mutfağımdan çıkmak istemeyeyim, o kadar seveyim mutfağımı! Misafirim eksik olmasın gülelim eğlenelim, yani yaşayalım isterim evimde…

Şato hayali ters düşüyor benim kafamdakilerle anlayacağınız 🙂 Evimin hakimi olmalıyım ben, kıyısını köşesini bilmeliyim. Herbir yerini özenerek, zevkime göre döşemeliyim…

İşte böyle hayaller içinde birgün kitapçıda kitap karıştırıyorum. O, bu derken elim bu kitaba gitti. Ve inanamadım. Karşımda hayallerim… Sayfalarında göz gezdirdikçe rahatlıkla içimde çığlık atma isteği doğdu diyebilirim!

Kitap Provence ve Cote d’Azur’deki 22 evin kapılarını açıyor bizlere. Muhteşem bir doğa ve inanılmaz güzellikte taş evler! Oradaki yaşam tarzı hakkında ipuçları da çok güzel verilmiş. Bazı sayfalarında kurulmuş sofralar görüyorsunuz örneğin. O tabak çatal takımlara, seramiklere ya da masanın ortasına bahçeden toplanmış çiçeklerin konduğu vazoya, kabın içindeki bereketli narlara bakıyım derken kendinizi kaptırıveriyorsunuz zaten… Ayrıca evlerin farklı iç mekanlarına da ayrıntılı bir şekilde yer verilmiş. Provençal yaşam tarzını sevenlerin ilham alacaklarını düşündüğüm muhteşem bir kitap.

İnsanların ömürlerine ömür katar bence böyle yerler. Hep böyle düşündüm, tüm kalbimle inandım buna ben…

Mayıs
13
Yazar: kitty   Tarih: 13 Mayıs 2011    Kategori: okuyun

 

 

Yepyeni bir dünyaya adım atmaya hazır olun. Tabiatın değerli olduğu, yaşamların daha uzun sürdüğü bir dünyaya…

Okumaya doyamayacağınız bir kitap… Elinizden bırakamayacağınız…

Hikayenin etki alanına hemen giriyorsunuz. Ayrıntılar o kadar davetkar ki girmemek mümkün değil zaten! Hayalgücünüzle birlikte kendinizi bir anda orada buluveriyorsunuz…

Kitabı elinize alır almaz sayfaların içinde hazinelerin gizlendiğini hissediyor, yapacağınız keşiflerin sizi mutlu edeceğini biliyorsunuz.

Gözleriniz satırlarda dolaşırken durmak ve düşünmek istiyorsunuz, okuduklarınızın hakkını vermek, onları hazmetmek için…

Ve kendinize soruyorsunuz:  “İleriki sayfalarda beni neler bekliyor?”. Merak ediyorsunuz. “Kitap bitmesin” diyorsunuz içinizden, “bitmesin ve ben keşfetmeye devam edeyim”…

Başından sonuna kadar böyle okudum kitabı.

Şairin Romanı kulağınıza fısıldanan “Hayat’ın hikayesi” sanki… Çok çok çok güzel bir kitap…

www.murathanmungan.com/